Ah ben bu TDK’nın canını yiyeyim demek geldi içimden de kendimi tutuyorum. Telefonla birini her aradığımda ve birinin kapısını her çaldığımda hatta sosyal medyadan biri ile iletişime geçtiğimde söylediğim ilk kelimelerden birini aldı götürdü benden. “müsait misin?” sorusuna bundan sonra “ya tabi tabi sen müsaitsen ben de müsaitimdir, ne biçim konuşuyorsun sen!!!” biçimli ünlem ve çemkirme yüklü yanıtlar almaktan korkar oldum. Yıllardır konuştuğum dilin bu kelimesinin ikinci anlamının “flörte uygun kadın” anlamına geldiğini hiç bilmiyordum. Flörtün kadınla erkek arasındaki duygusal ilişki anlamına geldiğini biliyorum da ikincil bir anlam olarak siyasal bir parti ya da bir ülkeye tam olarak bağlanmadan yaklaşmak anlamı taşıdığı sonradan geliyor akla.

Buradan bakınca duygusal ilişkiye uygun kadın demek oluyor herhalde “flörte uygun kadın”???

Güzel ülkemin bacak arasında sıkışıp kalmış kafalarını şöyle bir gözden geçirirken bana en masum geleni olan “müsait kelimesiyle başlamak istedim yazıma çünkü Elazığ’daki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Harput Bakım, Sosyal ve Rehabilitasyon Merkezi’nden yaşananlar komik bulunup alttan alınacak gibi değil hatta korkunç, iğrenç, utanç verici ve daha aklıma gelmeyen ama eminim TDK’nın bünyesinde bolca bulabileceğimiz -TDK sadece kadınları tanımlamıyordur herhalde ve erkeklere uygun kelimeleri de vardır kendi içinde- başka pek çok kelimeyle anlatılabilecek cinsten.

6 yıl boyunca cinsel istismara uğrayan yaşadıklarını kaldıramayarak intihara teşebbüs eden, akıl hastanelerine kaldırılan, yaptıkları şikayetler tutulan raporlara rağmen dikkate alınmayan, küçücük yaşlarında kadın edilmeye çalışılan çocuklardan bahsediyorum.

Antalya’da yaşanan ise ayrı bir dram. Ayrılmak istediği eşi tarafından barışma vaadiyle baba evinden alınan gencecik bir kadın ısırılarak parçalanıyor. Kadınlara şiddet eğiliminde olan erkeklerin içlerinin dışa vurumu mudur artık bu son davranış??? Nasıl isimlendireceğimi ne diyeceğimi bilemiyorum.

Özgecan olayı ne ilk örnekti Türkiye’de kadına yönelik şiddeti anlatan ne de son olacak bu bilmekle birlikte bu olayın yarattığı algıda seçicilik, pozitif ayrımcılık üzerinde hassasiyetle durmaktayım. Zira bu sayede bacak arasındaki kafaların nasıl yetiştirildiğine dair örnekleri de görüyoruz artık medya gündemlerinde.

Mesela 4’üncü sınıf öğrencilerine dağıtılan ve benim pür dikkat kesilip minicik kızım 4’üncü sınıfa başladığında kapımdan içeriye sokmayacağım “Çiçek Bahçesi” adlı kitapta çalışan kadınlara “Dişi hayvan” adı takıldığı gibi “Dişi hayvanlara özgürlük verdiğimizde, kendilerini erkeklerle bir tutacaklar. Çalışmaya başladıklarında, ailelerine ayıracak vakit bulamayacaklar” denilerek minicik beyinler çalışmanın ne demek olduğunu bilmeden evlere kapatılmaya uğraşılıyor.

İlkokul sıralarında güya “edepli olmayı öğrenememiş” kızlara son müdahale de bir öğretmenden geliyor ne yazık ki, Tokat’ta Halil Rıfat Paşa Ortaokulu’nda görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni bir kadın olmasına rağmen, yaşanan onca şeye, onca toplumsal kalkışmaya rağmen; algıları ne denli negatifse artık bir türlü dönüştüremeyerek bakışını kız öğrencilere “Zaten başınızı örtmüyorsunuz, size tecavüz de mubah, kötülük de mubah” diyerek Özgecan olayını örnek gösteriyor.

Bacak arasından bakınca Türkiye böyle görünüyor!!!