Giderek yaygınlaşan, yerleşen, hatta neredeyse bir gelenek haline gelen biçimiyle bu seçim döneminde de pek çok meslektaşımız mesleki gömleklerini çıkararak kendilerini yakın hissettikleri siyasi partilerden aday adayı oldular, vekillik yarışında biz de varız dediler.

Birkaç gün önce meslektaşlarını bir araya getirerek hem bir fikir alışverişinde bulunan hem de “yazdıklarım yapacaklarımın teminatıdır” diyen Yüksel Baysal da bu isimlerden biri.

Gazeteci olarak yazılanların etkisinin her daim sınırlı kalmasından öte bir şeyler yapmak için sadece söylememek aynı zamanda değiştirmek adına yola çıktığını ve siyasete soyunduğunu söyleyen Baysal, önseçimin kendisi için bir şans olduğunu kendisini iddialı hale getirdiğini düşünüyor.

Gerçekten de bir dost sohbeti niteliğinde geçen toplantının katılımcılarının sınırlı olması, katılımcılar arasında Cumhuriyet Halk Partisi’nden neredeyse hiçbir ismin bulunmaması bir avantaj mıydı yoksa dezavantaj mıydı bilemesem de butik bir aradalıkların verdiği rahatlığı yaşamadım değil doğrusu.

Bizlere her Salı günü grup toplantılarında değişik biçimlerde aynı şeyleri anlatan Kemal Kılıçdaroğlu söylemlerine yakın söylemlerle Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar olduğu takdirde -ki bu bana epey uzak bir ihtimal gibi görünmektedir. Sonuçta görüşlerimiz başka reel olmak başka- neler yapacağını aktardı. Ancak bir türlü biz gazetecilerin beklediği vaatlere sıra gelmeyince kendisine yöneltilen “basın sektörünün içinde bulunduğu kaos ve yaşadığı itibarsızlaştırmaya yönelik neler yapacaksın?” sorusuna “basının içinde bulunduğu kaosu önleyecek bir projem yok ve bana göre bu kaos önlenemez de görünüyor zaten” diyerek yanıt verdi.

Söylediklerinden büyük keyif alsa da, siyasetin sıcak noktalarına temas etmiş olmanın keyfini doyasıya çıkarıyor görünse de kafası biraz karışıktı Yüksel Baysal’ın. Söylemlerinin en başında siyaseti uzun soluklu bir iş olarak düşündüğünü, henüz yolun başında olduğu halde önseçimler sayesinde elde ettiği şans ile bir anda kendisini süper ligde bulan oyuncu kadar keyifli olduğunu dile getirirken, söylemlerinin sonlarına doğru uzun dönemli siyaset yapmak istemediğinden ve mesleği olan gazeteciliği ne kadar çok sevdiğinden dem vurdu.

Tüm bu konuşulanlar içinde en hoşuma gidense Köy Enstitüleri’nin yeniden hayata geçirilmesi konusunda Yüksel Baysal ile aynı görüşü paylaşıyor ve kendisini bu noktada sonuna kadar destekliyor olmamdı. Ülkenin bu güne kadar geliştirilmiş en doğru eğitim sistemi olan, hatta belki de ülke eğitiminin başına gelen en güzel şey olan Köy Enstitülerinin ivedilikle hayata geçirilmesi şarttır, şarttır, şarttır…

Bu süreç Baysal’ın yolunu vekillikten geçirir mi bilmiyorum ancak bir gazeteci abim olan Yüksel Baysal’ın “biz gazeteciler olarak yüksek yüksek laflar edip sonra da insanlar neden gazete okumuyor diye soruyoruz. Oysa halka inmek, onlara neler yazdığımızı, neler yaptığımızı, nasıl gazeteler çıkardığımızı anlatmak, insanlara dokunmak lazım” sözlerinin benim yoluma ışık tutacağı kanaatindeyim.