Bundan tam 3 yıl önce karanlığın ve soğuğun içinden, ‘sesimi duyan var mı?’ diye seslenen kardeşim, ben de sana sesleniyorum; ‘sesini duyan yok, daha önce yoktu, sen depremde enkaz altındayken olmadı, 3 yıldır kimse seni duymadı, bundan sonra da duymayacak…’
Acı mı geldi söylediklerim?
Evet, acıydı gerçekten de, hele hele biz gazeteciler gibi, olanlar her daim film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyorsa, bir konunu başlığı söylendiğinde yaşanan en çarpıcı şeyleri hatırlıyorsan, gerçekten insanın içi acıyor…
Neler gördük biz bu üç yılın içinde…
İnsanların enkaz altında canlı canlı kendi selalarını dinlediklerini gördük…
Soğuktan donarak ölüme terk edildiklerini gördük…
Kızılay’ın çadır ve kan sattığını gördük…
Bölgeye yardıma gidenlerin kendilerini tehlikelerden korumak için sırayla uyuduklarını gördük…
Depremzedelere yardım etmek isteyen askerlerin kışlalarından çıkarılmadıklarını gördük…
Şimdiye kadar sorumlu hiç kimsenin ortaya çıkıp; ‘Ben bu işten sorumluyum, kendimden utanıyorum, cezamı çekmeye hazırım, benim halim bundan sonra böyle sorumluluklar almaya soyunan herkese ibret olsun’ demediğini gördük…
Üç yılın sonunda halen 360 bin kişinin deprem bölgelerinde konteyner kentlerde yaşadığını gördük…
Konteyner kentlerde yaşayan ve bu yaşam alanından başka bir yere taşınma imkanı olmayan depremzedelerin zorla konteynerlerden çıkarılmaya çalışıldığını gördük…
Deprem bölgesini ziyaret etmek isteyen Cumhurbaşkanının gözünü boyamak için sokakların temizlendiğini, halen kaldırılmayan enkazların önüne branda gerildiğini gördük…
Bolca kan gördük, acı gördük, dram gördük, her taşın altından bir aile hikayesinin çıktığını, her duvarın üzerinden bir anının sallandığını gördük…
Ölmüş kızının elini günlerce bırakmayan bir baba gördük…
Tüm ailesini kaybetmiş çaresiz çocuklar gördük…
Bazı çocukların kaybolduğunu söyledik, kimseyi ikna edemedik, çocukların tarikat evlerinden çıktığını gördük…
Ortaya çıkarılamayan çocukların nerede olduğuna ilişkin iğrenç tahminler yürütüldü, acı içinde bu tahminleri dinlerken akan gözyaşlarını gördük…
Üç yılın sonunda yakınlarının mezarları başında soğuk havaya ve gecenin ilerleyen saatlerine aldırmadan bekleyen, ‘Sadece adalet istiyorum’ diyen insanlar gördük…
Tüm bu yazdıklarımı önümüzdeki yıl da göreceğiz…
Bir sonraki yıl da…
Bu kez ekranlara; ‘Bu depremin geleceğini herkes söylüyordu, siz biliyordunuz yetkililer, siz biliyordunuz ve hiçbir önlem almadınız. İnsanları uyarmadınız. Depreme dayanıksız konutların yapılmasına izin vermeye devam ettiniz!’ diyen bir vatandaş çıktı.
Öyle haklıydı ki…
Bundan sonra da aynı senaryo, tam da aynı görüntüler, aynı yaşananlar başka bir ya da birkaç şehir için yaşanacak…
Yine çok üzüleceğiz ülke olarak, yine akın edeceğiz o bölgeye bir faydamız dokunur mu diye…
Yine bin bir türlü fırsatçıyla boğuşacağız, yine devlet kurumları da dahil olmak üzere herkesin bizi ne kadar yalnız bıraktığını, ne kadar kaderimize terk edilmiş olduğumuzu anlayacağız…
Yine kimse hesap vermeyecek, yine güvensiz binalar inşa edilecek…
Sonra, üzerinden bir yıl falan geçince, hele de bir kaybımız yoksa her şeyi sıfırlayacağız…
Hiç olmamış gibi…
Şimdi, bugün, bu gece, tüm bu yaşananları protesto etmek adına, karanlığın içinde, yanan ateşin başında ‘sesimi duyan var mı?’ diye sesleniyorsun ya sevgili kardeşim; inan bana sesini duyan yok, kimsenin senin sesini duymasına gerek yok çünkü…
Zaten unutuyorsun, zaten hesap sormuyorsun, zaten kendinden emin yöneticileri gördüğünde öylece boynunu büküp kaderine razı oluyorsun…
Acı mı geldi söylediklerim?
Evet, acıydı gerçekten de…
Çok acıydı…





